I AM HUNGRY

Restoranın kasasındaki Şeref Abi beni görür görmez gülümseyerek “Hoş geldin Ahmet” Dedi.

“Hoş bulduk Şeref Abi.”

“Faturaları almak için geldin değil mi?”

“Evet. Kenan Bey biliyor geleceğimi.” dedim

“Evet söyledi geleceğini ama kendisi acilen bir yere kadar gitti. Tam öğle yemeği vakti. Otur sen bir şeyler ye. O da gelir birazdan.”

Önce yanında staj yaptığım mali müşaviri arayıp durumu izah ettim. Sonra mükellefimiz Şeref Beye ait bu lüks restoranının bahçesinde bir masaya oturdum.

Adı Sedat olan genç bir garson bana menü getirdi. Zaten yemeği ücretsiz yiyeceğim için menüden seçim yapmak istemedim. “Boş ver menüyü. Sen kafana göre getir bana bir şey. Zaten çok aç değilim” dedim.

Hava soğuktu ama yukarıdan geçen kalın borulu ısıtma sistemi sayesinde geniş bahçe sıcacıktı. Bahçede yirmi civarında masa vardı ve çoğu doluydu. Yan masamda iki güzel genç kız oturuyordu. İkisi de koskoca kaselerde salata yiyorlardı. Bol makyajlı, uzun, düz fönlü saçlı, altına siyah bir tayt ve ugg bot giymiş olanı, diğerine “Senden hoşlanmasa neden öyle bir mesaj atsın ki” dedi.

“Aa yok canım nerden çıkarıyorsun hoşlandığını falan?” diye cevapladı bol makyajlı, uzun, düz fönlü saçlı, altına kahverengi bir tayt ve ugg bot giymiş olan diğer genç kız. Yüzündeki sahte hayret ifadesini sürdürüp “Ben hiç ona yüz vermedim zaten” diye de ekledi.

Bir süre sonra Sedat bana isminin fajita olduğunu söylediği etli bir yemek getirdi. Tabağı masama koyarken “Dikkat et çok sıcaktır” dedi. Gerçekten de yemek ateşten alınıp direk servis edilmiş gibiydi. Dokunsan eline yapışacak kadar sıcak olan metal tabağın içinde yemeğin suyu hala fokurduyor ve soğuk havada iyice görünür olan bir duman yayıyordu. Bu durumlarda hep yaptığım gibi tabağın üstüne eğilip yemeğin mis gibi kokusunu iyice içime çektim. Aslında çok aç hissetmiyordum ama buna rağmen hepsini bir çırpıda yedim.

Yemeğin cazibesinden dolayı bir süre yan masayı dinlemeye ara vermiştim. Sonra yeniden kulak kabarttığımda aynı çocuğun aynı kahverengi taytlı kızdan hoşlanmaya devam ettiğini anladım.

O esnada ön masama üç tane yaşlıca kadın oturunca bu kez onların sohbetine de misafir olabildim. Soldaki kısa, kabarık saçlı, kıpkırmızı oje sürülmüş upuzun tırnakları olanın oğlu yurt dışında okuyormuş. Ortadaki kısa, kabarık saçlı, kıpkırmızı oje sürülmüş upuzun tırnakları olan yurt dışından yeni gelmiş. Sağdaki kısa, kabarık saçlı, kıpkırmızı oje sürülmüş upuzun tırnakları olan ise torunlarını görmek için yakında yurt dışına gidecekmiş. Tatlı teyzelerdi.

Onlar siparişlerini verirken ilgimi yeniden yan masaya yönelttim. Kızlar salatalarını bitirmiş lattelerini içiyorlardı. Bu arada duyduğum kadarıyla ismi Berk olan aynı çocuk bizim kahverengi taytlı kızdan hala hoşlanıyordu. İki kız birbirine o kadar çok benziyordu ki “Bu iki kız arasında kahverengi taytlı olandan hoşlanmaya karar verdiğine göre Berk kahverengiyi seviyor olmalı” diye düşünüp güldüm kendi kendime.

Kıpkırmızı ojeli, upuzun tırnaklı teyzelerden İngiltere’ye gidecek olan sağdaki, diğer ikisine görmeye gideceği torunlarından bahsediyordu. Ana dilleri gibi İngilizce konuşuyormuş ikiz torunlar. Türkçeleri kötüymüş ama olsunmuş. Ne var ki kendisi İngilizceyi pek iyi bilmediğinden torunlarıyla konuşabilmesi için genelde birinin tercümanlık etmesi gerekiyormuş. Hatta bir önceki gidişinde kötü kaderin bir neticesi olarak gelini ile oğlunun aynı anda evden çıkmaları gerekmiş de teyze torunlarıyla yalnız kalmasın mı! Bir süre sonra çocuklar aç olduklarını söyleyip durmuş ama kendisi bunu anlamamış. Çünkü İngiliz İngilizcesinde aç olduğunu anlatmak için Amerikan İngilizcesindeki gibi hungry denmiyormuş da peckish deniyormuş. Neyse ki bir süre sonra çocuklardan biri önce karnını gösterip sonra da eliyle ağzına lokma götürüyormuş gibi pandomim yapmış da işte o zaman torunlarının aç olduğunu anlamış. Halbuki çocuklardan biri “I am hungry” dese aç olduklarını ta başında anlarmış. İngilizcesi ancak onu anlamaya yetermiş. Bu anıya hep birlikte güldü tatlı teyzeler.

Teyzelerin gülüşmesi bitip bu kez yan masadaki genç kızlar gülüşmeye başlayınca dikkatimi onlara yönelttim. Genç çocuk, tam da Berk’in hala hoşlandığı bizim kahverengi taytlı kızın adının Pelin olduğunu öğrendiğim esnada geldi restoranın bahçesine. Önce daha uzaktaki masalardan birine yaklaşıp masadaki yaşlıca amcaya hitaben “Açım amca. Bana yiyecek bir şeyler alsana” dedi. Amcamız gazetesinden kafasını hiç kaldırmayınca bir yandaki, iş adamı kılıklı iki orta yaşlı erkeğin olduğu masaya gitti. Onlar da çocuk sanki hiç orada değilmiş gibi davranınca bahçenin ortalarına, bizim olduğumuz bölüme doğru yaklaştı. 15-16 yaşlarında olmalıydı. Orta boylu ve zayıftı. Hafif eğik bir biçimde yürüyordu. Sağ eli hep karnının üstündeydi.  Üzerinde kömür madeninde çalışıyormuş gibi kirden iyice kararmış bir pantolon ve yırtık pırtık bir kazak vardı. Yüzü de giysilerinin devamı gibi yer yer kirden kararmıştı.

Garsonlar onu bahçenin ortalarına yaklaştığında fark etiler ve ikisi hemen oraya doğru seğirtti. Çocuk garsonları görünce bu mis gibi yemek kokan yerden aç bir şekilde uzaklaştırılacağını anladı. Zaten karşı koyacak gücü de yoktu. Durakladı. Az önce suratında olan muhtaç ve mahzun ifade birden değişti. Dudakları üste ve geriye doğru büküldü. Gözleri kısıldı. Şaşırtıcı bir şekilde bembeyaz olan dişleri çıktı ortaya.  Acaba yüzü bu kadar kara olduğu için mi dişleri bu kadar beyaz görünüyor diye düşündüm bir an. Daha garsonlar ona yetişemeden sol kolunu havada tehditkar bir biçimde sallayıp biz müşterilere hitaben “Hepiniz orospu çocuğusunuz. Açım diyorum ulan açım!” diye haykırdı.

Ortam birden sessizleşti. Dikkatler genç çocuğa yöneldi. Özellikle yakın masalarda oturanlar  tedirginleşti ve çoğu istemsizce sandalyelerinde en geriye doğru yaslandılar.

Bu kez öncekine göre güçsüz bir sesle “Hepinizin bacısını s.keyim!” diye son bir küfür savurdu genç çocuk.

Bu tür galiz küfürler, özellikle böyle nezih ortamlarda sarf edildiğinde birden herkesi indirger ve eşitler. Böylesi ağır bir küfre muhatap olan herkesin yaldızları birden dökülüverir. Ortam o nezihliğini kaybeder. Ortak bir paydada buluşur birden tüm küfürzedeler. Bu kez de öyle oldu. Teyzelerin kıpkırmızı ojeli uzun tırnakları ya da sık sık yaptıkları yurt dışı gezileri de, yandaki genç kızların tüm o çekicilikleri ve bakımları da, üzerinde emekli konsolos havası olan yaşlı amcanın tüm monşerliği de, iki iş adamının tüm parlak kariyeri de sönüverdi birden. En temel insani düzeye indirdi bizi o küfürler. Ne de olsa şu anda hepimiz birer orospu çocuğuyduk ve az önce hepimizin bacısını becerivermişti bu delikanlı. Medeniyet ne denli kırılgan bir şeydi böyle.

Garsonlar ona yetişti yetişmesine ama o garsonların zorla çıkarmasına gerek bırakmadan gerisin geri yürüyerek çıktı bahçeden. Küfrederken de, dönüp bahçeden çıkarken de sağ eli hep karnındaydı.

Çocuk yeterince uzaklaşınca müşterilerin birkaçı tarafından arkasından “terbiyesiz” sözü söylendi. Teyzelerden soldaki, bu sokak çocuklarının artık iyice tehlikeli olduğundan bahsetti. İş adamlarından birinin sosyal devlet dediğini işittim. Masalarda duyamadığım başkaca lakırdılar da döndü bu konuda. Genç kızlar bu olay hiç yaşanmamış gibi sohbetlerine devam ediyordu. Kısa süre sonra hepimiz sıfatlarımızı tekrar edindik ve restoran eski haline döndü. Yan masadaki kızlar hesabı ödeyip kürk kapüşonlu montlarını giydiler ve yeti ayaklarıyla yürüyerek restorandan çıktılar. Teyzeler yemeklerini bitirip kahveye geçtiler. İş adamlarından biri bitmeyecekmiş gibi görünen bir telefon görüşmesi yapıyordu. Monşer tekrar gazetesine gömülmüştü. Çok geçmeden de Kenan Bey geldi. Odasına geçtik. Faturaları aldım ve restorandan ayrıldım.

Hala aklım çocuktaydı. Sanırım aç olduğunu anlatamamıştı oradakilere. Belki de “I am hungry” demeliydi.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s