ACILI ANTEP LAHMACUNU CİNAYETİ

“Kocamı bu adam öldürdü hâkim beeeg!” diye ağlayarak feryat ediyordu kadın.

40 lı yaşlarda, boyunun metreden sonraki santimli küsuratı da yaklaşık yaşı sayısınca olan pazen elbiseli kadın.

Haykırıyordu, haykırırken de hâkime hitap ediyordu ama gene de nasıl oluyorsa salonda ondan başka kimse yokmuş, aslında kendi kendine söyleniyormuş gibi dünyaya kapalıydı.

Mahkeme başkanı “Kızım, lahmacunla senin kocanı nasıl öldürdü bu adam?” diye gerçek bir anlama isteği ile sorduğunda bile “Öldürdü dağ gibi kocamı!” diyordu da başka bir şey demiyordu.

Umut olayın başında son derece şaşkındı. Sadece şaşkın.

Sipariş ettiği üç tane Acılı Antep Lahmacununun ikisini afiyetle yemiş, lahmacunlar tahmin ettiğinden büyük olduğu için üçüncüyü yiyememiş, o üçüncü lahmacunu o esnada çöpleri toplamak için kapıyı çalan apartman kapıcısı Şükrü’ye vermişti. Yazıktı böyle bir lahmacunu çöpe atmaya. Bari Şükrü yesindi.

“Aslında” diye düşündü Umut, kadın hala feryat ediyor, kendisi ise jandarmaların arasında sanık sandalyesinde oturuyorken; Şükrü’nün hali gerçekten de bir tuhaftı. Yani lahmacunu ona ilk teklif ettiğinde “Yok Umut Bey almayayım. Siz sonra yersiniz onu” demesini Şükrü’nün almaktan utandığına yormuştu. Hatta sonra “Yok yahu soğuyunca bir şeye benzemez. Sen al. Yersin. Ziyan olmasın.” dediği halde Şükrü’nün hala “Yok yok almayayım. Hem aç da değilim.” diye hala almamaya inat etmesini bile önemsememiş ve lahmacunu açık kutunun içinde mutfaktan alıp kapıya getirmişti. Buraya kadar her şey normaldi de Şükrü o oval, içindeki acı biberden dolayı rengi kırmızıya çalan, ince hamurlu, çıtır kenarlı, bol malzemeli lahmacunu görüp, sonra ona doğru eğilip onun keskin sarımsak kokusunu sanki hanım eli koklar gibi uzun uzun içine çektikten sonra başını kaldırdığındaki yüz ifadesi… İşte o gerçekten tuhaftı.

Bağımlılıktan kurtulmaya çalışan bir eroinmanın yoksunluk krizi sırasında şırınganın içinde zerk edilmeye hazır saf eroini gördüğü an gibiydi. Ya da ne bileyim filmlerde olur ya hani, aslında çocukluktan itibaren bir ajan olarak yetiştirilmiş, sonra hipnotize edilerek bu anıları unutturulup sıradan bir insanmış gibi toplumun içine salınmış bir gizli ajanın, yıllar sonra onu harekete geçirecek şifreli sözcüğü duyduğunda birdenbire gizli ajan olduğunu ve amacını hatırladığı andaki gibi bir yüz ifadesiydi sanki. Amaca odaklanmış, o şeyi yapmasının önündeki tüm engelleri yıkmaya hazır gibi bir yüz haliydi. Lahmacundan kafasını kaldıran Şükrü kısa bir an donuk gözlerle Umut’a baktı. Sonra yutkundu ve iri elleri kutunun içindeki lahmacuna gitti. Tütün saran tiryakiler gibi hassas ama çevik bir şekilde lahmacunu sarıp ince bir dürüm haline getirdi ve hemen oracıkta yemeye koyuldu.

Şükrü’nün lahmacunu kutusuyla birlikte alıp evine götürmesini ve evinde yemesini bekleyen Umut şaşkın bir şekilde onu seyrediyordu bu esnada.

Umut’un şaşkınlığı kısa bir süre sonra yerini endişeye bıraktı çünkü Şükrü’nün yüzü lahmacundan aldığı her ısırıkta giderek kızarıyor ve şişiyordu.

Umut “İyi misin Şükrü?” diyecek oldu ama Şükrü’nün gözleri, hayatı pahasına koruması gereken bir şeymiş gibi iki eliyle birden sıkı sıkıya tuttuğu lahmacuna odaklıydı. Kısa bir süre sonra Şükrü ellerinde hala bitiremediği lahmacundan bir parça varken boş bir çuval gibi bir anda yere yığıldı.

Umut telaşlanıp “İmdat!” diye haykırınca hemen alt katındaki kapıcı dairesinden Şükrü’nün eşi Halime koşmuş, Şükrü’yü elindeki lahmacunla yerde yığılmış görünce de çığlığı basıvermişti.

Doktorların söylediğine göre Şükrü hemen orada ölüvermiş. Ölümüne sebep olan şey de Acılı Antep Lahmacunuymuş.

Polisler Umut’u önce karakola sonra savcıya götürdüklerinde de savcı avukat gözetiminde ifadesini alırken de Umut olayın hukuki tarafını pek önemsememişti. Rutin bir soruşturma olduğunu düşünmüştü. Ama sonra Avukatı, savcının tutuklanması talebiyle onu hâkim karşısına çıkarmaya karar verdiğini söylediğinde şaşkınlıkla “Ne, niye ki?” demişti.

Avukat “Kasten adam öldürmekten” dediğinde Umut kulaklarına inanamamış, aynı soruyu yinelemişti “Ne, niye ki?”

Avukat sorgu duruşmasında uzun uzun ne anlattı, sonrasında hâkim onu neden tutukladı hiçbir fikri yoktu. Ona “olayı anlat” dediklerinde ne olduysa anlatmıştı işte. Aynı zamanda arkadaşı olan Avukatının cezaevindeki görüşmelerinde gözlerinde gördüğü korkuyu da anlamlandıramıyordu. Avukat muhtemelen tek duruşmada karar çıkar demişti. Olay basitti ve tüm deliller de toplanmıştı. Mahkemenin uzaması için bir sebep yoktu.

Duruşma salonuna girerken apartmandaki neredeyse tüm komşularının mahkeme salonunun kapısında bekliyor oluşu onu şaşırtmıştı.

Mahkeme başkanı tekrar ve daha sert bir şekilde “Lahmacunla senin kocanı nasıl öldürdü bu adam kızım?”  diye sorunca Halime sanki soru çok saçmaymış gibi duraksadı bir an ve “Şükrü’nün Acılı Antep Lahmacunu yerse öleceğini biliyordu hâkim bey. Bile bile yedirdi kocama” dedi.

Hâkim bu kez Umut’a dönüp “Biliyor muydun?” dedi.

“Hayır hâkim bey nerden bileyim!” dedi Umut öfkeli bir şekilde.

“Yalancı köpeeek!” diye haykırdı birden Halime. “Bunu sana söylediydim ben!”

Şikayetçinin Avukatı bu anı bekliyormuş gibi yerinden fırlayıp “Sayın başkan apartmandaki herkes maktul Şükrü’nün Acılı Antep Lahmacunu yerse öleceğini biliyordu. Buna dair şahitlerimiz var.” dedi.

Bunun üzerine Başkanın talimatıyla apartmanın tüm sakinleri tek tek tanık olarak dinlenmeye başlandı. Apartman sakinlerinin söylediğine göre Halime apartmana taşınan herkesin evine gelir, önce “Güngörmüş apartmanına hoş geldiniz” der sonra da Şükrü’nün Acılı Antep Lahmacunu yerse öleceğini söylermiş. Dolayısıyla apartmanda bunu bilmeyen kimse yokmuş.

Umut ve Avukatı ısrarla Halime’nin Umut’u bu konuda uyarmadığını söyledilerse de yirmi daireli Güngörmüş Apartmanında oturup tanık olarak duruşmaya gelebilen on beş apartman sakini de bunu biliyorken bilmeyen tek kişinin kendisi olduğunu iddia etmesi pek inandırıcı görünmüyordu.

Savunmada bunu tekrar vurguladıkları bir seferinde Başkanın, dudağının sol tarafını yukarıya kıvırarak “Bu kadar önemli bir şeyi apartmandaki herkes biliyor da bir tek sen bilmiyorsun yani öyle mi?” diye kinayeli bir şekilde sorması üzerine gözleri Avukatına kayıp da aynı anda Avukatının da çaresizce kendisine baktığını gördüğünde Umut’un sırtından aşağı soğuk terler boşalmaya başladı.

Umut’un avukatı tam son savunmasını yapacakken ve hala şüphe sanık lehine yorumlanır diye düşünerek, Umut’un bu konuyu bildiği ispatlanamadığı için davadan beraat çıkacağına dair ümitliyken ağır ceza mahkemesinin geniş salonunun kendi gibi geniş çift kanatlı kapısı her iki yana doğru birdenbire açıldı. Gecikmiş olan son tanık, 4 numaralı dairede oturan bankacı Selin, sanki ayakkabıların değil de birer örgü şişinin üzerinde yürüyormuş gibi görünen incecik topuklu stilettolarının üstünde, daracık mini eteği ve ince, güzel vücuduyla seke seke salona daldı.

Başkan kısaca onun da ifadesini almaya karar verdiğinde diğer on beş tanığınkine benzer sözler söyleyeceğini düşündü herkes. Aslında öyle de oldu. O da Halime’nin herkesi bu konuda uyardığını söyledi özetle. Ta ki Umut’un Avukatı her tanığa sorduğu soruyu ona da yöneltene dek.

“Tanığa şunu soralım sayın başkan; Kendisi, sanık Umut’un, Şükrü’nün Acılı Antep Lahmacunu yerse öleceğini bildiğine emin miymiş?”

Şimdiye kadar tüm tanıklar buna emin olmadıklarını ama Umut’un da bunu bildiğini tahmin ettiklerini çünkü Halime’nin bu konuda çok titiz olduğunu söylemişlerdi.

Selin’den gelen yanıt ise “Evet eminim” olmuştu. İki buçuk saattir süren duruşmadan dolayı yorulmuş ve artık çoğunlukla başka şeylere dalmış olan tüm kafalar derhal dikleşti. Tüm gözler ve kulaklar Selin’e odaklandı. Umut bu cevabı duyunca bir yandan döktüğü soğuk terlerden dolayı ürperdi bir yandan ise görünmez ve her şeyin içinden geçebilen bir el sanki göğüs kafesinin arkasına uzanıp tüm gücüyle kalbini sıkıyormuş da her an ölecekmiş gibi bir korku hissetti.

“Sanığın bunu bildiğinden nasıl emin olabiliyorsun?” dedi hâkim dikkatli gözlerle Selin’e bakarak.

“Çünkü bu konuda konuştuk biz Umut’la” dedi Selin çok rahat bir ifadeyle.

Umut o sırada böyle bir konuşma yaptıklarını hatırlamaya çalıştıysa da başaramadı.

Selin sanki karşılıklı sohbet ediyormuş gibi Umut’a dönüp “Hani 2-3 ay önce ben elimde lahmacun kutusuyla koşa koşa apartmana girmiştim de az daha düşecektim, sen de o sırada tam dairene giriyordun da beni görmüştün. Hatırladın mı?”

Başkan müdahale etti. “Sanıkla sohbet etmiyorsunuz kızım. Sen cevabını bana söyle.”

“Pardon hâkim bey”

“Devam et”

“Ben nerdeyse düşecektim o sırada işte. Umut da -Aman dikkat et, düşeceksin- falan dedi. Ben de ona -Acılı Antep Lahmacunu aldım ama Şükrü kokusunu almasın diye aceleyle eve ulaşmaya çalışıyorum. Kokusunu alırsa canı çeker gider bulur bir yerden. Sonra yer de ölür falan neme lazım- demiştim.”

Hâkim Umut’a döndü

“Bak tanık yemin altında bunları söylüyor. Ne diyeceksin?” diye sordu.

Umut ne diyeceğini bilemiyordu. Olayı hatırlamıştı. Selin gene bu günkü gibi dar, seksi mini eteği ve ince topuklu ayakkabılarıyla apartmanda koşarak önünden geçtiği esnada kendisinin aslında ilgilendiği tek şey Selin birazdan merdivenden çıkarken göreceği güzel, yuvarlak kalçalardı. Selin galiba Şükrü ve lahmacunla ilgili bir şeyler söylemişti o an ama Umut onları anlamlandırmakla uğraşmamıştı.

Kekeleyerek “Ben, ben hatırlamıyorum” diyebildi sadece.

Hâkim tekrar Selin’e döndü.

“Sen, maktul Şükrü’nün Acılı Antep Lahmacunu yerse öleceğini söylediğinde sanık buna şaşırmış gibi miydi?”

“Yoo” dedi Selin. “Bence hiç de şaşırmamıştı. Şaşırsa bana sorardı herhalde ne demek istediğimi. Hatta ben konuşurken gülüyordu. Önceden de biliyor gibiydi. Bilmiyorduysa bile benden öğrenmişti işte.”

Gülüyordum tabi. Birazdan tanık olacağım 3-5 saniyelik yuvarlak kalça seyrinin borsa gibi önceden satın aldığım keyifli ruh haliydi o diye düşündü Umut. Gülmeyip ne yapacaktım ya.

Gereği çok kısa sürede düşünüldü. Umut kasten ve hatta taammüden adam öldürmüştü. Duruşmadaki iyi halinden dolayı yapılan indirim sonrası bile hapishanede ölmesine yetecek kadar bir ceza kalmıştı geriye.

Kimse Şükrü’yü neden öldürmek isteyeceği ile ilgilenmemişti. Ne de olsa hem eylem ile sonuç arasında illiyet bağı vardı hem de eylemi neticeye ulaştırmaya elverişli bir araç. Yani Acılı Antep Lahmacunu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s