Bir kuantum bilgisayar eksikti.
İnsanlık şapkasını önüne koyup düşünmeli. Çıktı üreten ama anlam üretmeyen teknolojik ilerlemeleri sindirmek için bize durup düşünecek bir zaman lazım.
Eskiden bilimin “nasıl?” sorusuna verdiği cevapların etrafında, onları anlamlandıran bir düşünce iklimi oluşurdu. Bu iklimi felsefe kurar, sanat da onu duyguya ve toplumsal hafızaya taşırdı.
Bazen düşünce teknolojiyi tetiklerdi (Aydınlanma – Sanayi Devrimi).
Bazen teknoloji düşünceyi sarsar ve yeni felsefeleri doğururdu (Kuantum fiziği – modern epistemoloji).
Ama arada bir özümseme süresi vardı.
Şimdi ise post-truth çağında, devletlerden bile zengin, hissiz, tek amacı piyasa payını artırmak ve rakiplerini geçmek olan (Kızıl Kraliçe sendromu) “yönetim kurulu ve hissedarlardan müteşekkil ruhsuz teknoloji şirketlerinin yön verdiği baş döndüren bir bir hız çağındayız. Teknolojik ilerleme anlam üretiminin önüne geçmiş durumda. Daha bir dönüşümü kavrayamadan bir yenisi geliyor.
Kopernik insanı evrenin merkezinden indirdi. Darwin doğanın merkezinden indirdi. Ama yine de elimizde akıl vardı.
Bugün ise aklın merkezi olmaktan da uzaklaştığımız bir dünyayla yüzleşiyoruz.
İnsanlık varoluş içindeki yerini yeniden tanımlamak zorunda fakat bunu yapacak zamanı yok. Çünkü her yeni teknoloji, cevaplardan önce yeni büyük sorular üretiyor.
Marx’ın ifadesiyle, altyapı (üretim araçları ve biçimi) öyle hızla değişiyor ki, üstyapı (kültür, ahlak, hukuk, sanat, felsefe yani topyekün anlam dünyası) buna yetişemiyor.
Ortaya çıkan tablo iç açıcı görünmüyor.
Ama daha rahatsız edici olan şu: Bu süreci durdurmak da mümkün görünmüyor.
Yorum bırakın