Aşağıdaki videoda bir mahkumun (ya da tutuklu) yalnızca bir saatini hızlandırılmış şekilde izliyoruz. Yalnızca bir saat…
Burada, bu şekilde yıllar yıllar geçirdiğinizi düşünün.
Ve şimdi de o yılları suçsuz yere burada geçirdiğinizi düşünün.
Bir insana yapılacak en büyük kötülüklerden biri hukuku silah olarak kullanıp onu haksız yere özgürlüğünden mahrum etmektir.
Haksız yere hapse atılmış biriyle konuştuğunuzda ona yapılan şeyin ne kadar ağır olduğunu anlarsınız. Avukatlar bunu iyi bilirler.
Zamanın donması, sonsuza kadar uzayan tek bir an, o anın içinde kaldıkça taşa dönüşeceğini hissetmek.
Bitmeyen bir işkence bu. Bilinç her bir anı o kadar yoğun yaşıyor ki bir sonraki dakikaya geçmek sanki bir asır sürüyor.
Sevgili Kadire Bozkurt’un Ateşle Yaklaşma kitabındaki (@kadirebozkurt) öykülerinden birinde geçen sahneyi not etmiştim:
Hapishaneden çıkan biri bir yakınını ziyaret ediyor. O ziyarette yakını ondan hapishanede neler yaptığını anlatmasını beklerken onun zihninden şunlar geçiyor: “Susup bekledi. Anlatayım istiyordu. Koğuşu, gardiyanları, avluyu… Meraklı, bir hikaye dinler gibi dinleyecekti elini çenesine koyup. Bunu öyle bir şey sanıyordu.”
Bunu öyle bir şey sanıyordu… Bu cümle tek başına bize çok şey anlatıyor. Hapishane hayatı hele hücre, “öyle bir şey”, sıradan bir şey değil. Haksız yere tutuklanan insanlar -genellikle- buna dair hislerini anlatmakta zorlanırlar. Yaşanması zor olan şeyi anlatmak da zordur çünkü.
İşte bu sebeple bir kişi haksız yere tutuklandığında, haksız yere mahkum edildiğinde toplum olarak buna tepki göstermeyi önemsememiz lazım.
Kişisel kin ve hırsımız buna tepki göstermenin önüne geçmemeli.
Yorum bırakın