HAYAT TRENİ

Emrah bugün gözüme yaşlı göründü nedense. Emrah bizim kapıcı. Buraya taşınalı beri yani tam 11 yıldır bizim apartmanın kapıcılığını yapar. Neden dün değil de bugün durduk yere öyle düşündüm bilemiyorum.

Hatta çöpü verirken bir anlığına ona baktığımda irkildim onun yaşlılığından. Hani insan yıllardır görmediği bir arkadaşıyla tesadüfen bir yerde karşılaşır da onu saçları dökülmüş ve yüzü kırışmış bir halde karşısında gördüğünde o şaşkınlıkla “görmeyeli yaşlanmışsın” der ya, işte benimki de öyle bir farkındalık anıydı sanki. Önceden de böyle yaşlı mıydı acaba diye düşündüm.

Emrah benim irkildiğimi fark etmedi sanırım. Kazan dairesinde yapılan bir tadilattan bahsedip durmazdı fark etseydi. Sanırım bahsetmezdi.

O bana kazan dairesinden bahsederken ben onun yüzünü normalden daha dikkatli bir şekilde inceledim. Sol gözü diğerine göre biraz aşağı mı sarkmıştı ne. Evet öyleydi. Sol gözü, tortu tortu birikmiş gözaltı torbalarının üstüne oturmuş da onlar olmasa aşağı düşecekmiş gibiydi. Dün de böyle miydi acaba?

Sonra hiçbir şey olmamış gibi “İyi akşamlar Emrah” diyip kapattım kapıyı. Hem ne deseydim ki? Dünün gencecik Emrah’ı bugün ne oldu da birdenbire böyle yaşlandın mı deseydim.

Ama bu işte bir tuhaflık olmalı. Yani yaşlılık denen şey yavaş ilerleyen bir süreçtir.  Birini her görüşümüzde onu bir önce gördüğümüz haliyle karşılaştırırız istemsizce. O kısa sürede oluşan fark insan gözlerinin algılayabileceği kadar çok olmaz. Sık gördüğümüz bir insanın yaşlandığını bu yüzden fark etmeyiz işte.

Zaten yaşlanmak fark edilmemeli. İnsan fark etmeden, fark edilmeden yaşlanmalı. Aynaya her bakışımızda bir önceki görüntümüze göre daha yaşlı olduğumuzu algılayabildiğimizi düşünsenize… Bu zalimlik olurdu.

Hayat yavaş akar. Çekilirliği bundandır. Her gün biraz daha yaşlandığımızın, biraz daha öldüğümüzün ayırdına varmayız. Aslında gerçek tam olarak bu olduğu halde.

Neyse ki bu gençlik, yaşlılık, ölüm olayları falan topluca olan şeyler. Hem genç diye bir şey yok mesela. Gençlik diye bir şey var. O bir durum. Gençlerin oluşturduğu bir klan gibi. Ama hiç gerçek bir sahibi yok. Ya da bir ara bölme gibi. Üç vagonlu trenin çocukluktan sonra ve yaşlılıktan önceki orta vagonu. Bu trende koltuk yok. Bu trende oturmak yok. Bu trende geriye gidiş yok. Trenin ilk vagonuna biner ve yürümeye başlarız. O sıra hangi vagondaysak o vagon bizimdir. Ta ki durmayan ayaklarımız vagonu bitirene kadar.

İlk vagonla birlikte çocukluk, ikincisini de yürüyüp tamamladığınızda gençlik bitmiş olur. Üçüncü vagonu da adımladığımızda, vagonun sonundaki nereye açıldığı bilinmez o kapıdan çıkıp seyahati tamamlarız.

O kapının arkasında görmeye değer bir şey var mı ya da herhangi bir şey var mı orası meçhul. Tek bildiğimiz o kapıdan girenin bir daha dönmediği. Olması gereken de bu galiba.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s