ÜÇ BİLİNMEYENLİ DENKLEM. SESLİ DÜŞÜNMELER.

Hayata, bilinçli hayata bir anlam bulma meselesi çok derin bir mesele. Girift de aynı zamanda.

Çabanın kendisi kayda değer ve önemli görünüyor. Dünyaya geldin ınga ınga güzel. Nöronlar çoğaldı. Sinaptik bağlantılar kuruluyor. Algılamaya başladın. Yeme, içme derken büyüdün. İlk gençlik, aşk, seks vs. bunlar da iyi. Olgunlaştın. O hayvani dürtüler hala çekici ama başka şeyler de var artık. Sen nesin bir kere, insan dediğin şey ne? Niye varsın, var mı edildin, var edildiysen kim, niye var etti seni? Yok varlığının sebebi doğanın fiziği ise o fiziğin kaynağı ne? Varlığın kendisinin manası ne bir kere? Amaç ne amaç! Niye varız oğlum biz!

Din gibi kolay ve hazır cevapları yutmadıysan beynin ve sen baş başasın. Beynin ve sen diyorum da sen beyninden başka bir şey misin? Sen! Sen! Sen nesin?! Yunus “Bir ben var bende, benden içeri” derken bilinci mi kast etti? Bilinç… Ne komik. Beynindeki nöronların toplamından daha fazlası mısın yani? Bir makine, parçalarından daha fazlası değil midir? Mekanizmamız ne bizim peki? Parçalarımızın toplamından fazlasıysak bunu biri tasarlamış olmalı öyle değil mi? Belki de değil. Eğer hayat, milyar kere trilyon kere katrilyon deneme yaptı da ve Evet işte ancak o son denemede aminoasitler oluşabildiyse ve o hayat bu hayatsa belki olabilir… Belki tamamen tesadüf yani. Bu kadar büyük bir tesadüf olması bu kadar güçlü bir Tanrı olmasından neden daha küçük bir olasılık olsun ki?

Dön gel hayatın anlamına… Amaç, süreç/yöntem ve ödül nedir bu hayatta? Hepsini çözmen lazım. Zor iş.

Olimpiyat 100 metre koşusunu düşünün mesela. Amaç belli; diğerlerinden daha kısa sürede o mesafeyi tamamlamak. Yöntem/Süreç belli; koşmak. Ha sana koş diye dayatan yok da doğası gereği tek etkili yöntem koşmak. Ödül belli: Altın madalya.

Biz daha hayata amaç bulacağız da sonra o amaca gitme sürecini belirleyeceğiz de efendim ardından ödülün ne olduğunu tespit edip onu elde edeceğiz. Ölme eşeğim ölme.

Bu mantıklı gelmiyor. Üç bilinmeyenli denklemde verili hiçbir değer olmaması gibi.

Soru şu: x, y ve z nedir? Neye göre nedir? Verili değer ne. Yok! Ulan Sisifos bile bizden şanslı. En azından amacını biliyordu. Böyle olması mantıksız. Mantıklı olmalı mı peki? Olmalı gibi geliyor. Sistemin tutarlı olduğunu düşünmek zorundayız. Senin fiziğinle varoluşun fiziği ya da senin temel mantığınla varoluşun temel mantığı farklı ise bu beyinsel kapasiteye sahip olmamız, beynimizin bu şekilde işlemesi manasızlaşır. Belki de manasızdır dersen sıçtık. Olabilir mi olabilir ama o zaman hiç uğraşmayalım. Çözüm hukuktaki özgür irade sorunu gibi olmalı. Yani özgür iradenin var olduğunu kabul etmeliyiz gibi sistemin mantıklı olduğunu ve bizim temel mantığımızla çelişmediğini de kabul etmek zorundayız. Yoksa zemin kayar. Hepimiz matrixte yaşıyor olabiliriz ama yüksek olasılık öyle olmadığı yönündedir deyip işin içinden çıkmalıyız.

O halde özünde bu bizim bulabileceğimiz bir amaç olmalı. Yani beyinsel kapasitemiz ve temel mantığımızla amacı tespit edebiliyor olmalıyız.

Hayatın amacı, hayatın amacını bulmak olabilir mi? Yani süreç ve amaç bir arada olabilir mi? Peki amaç, amacı bulmaksa; bulduğumuzda onu ne yapacağız? Bayrak yarışı mı bu. ”Ben amacı buldum evlat, yerine getirme görevi sende. Al şu bayrağı. Hınk! Öldüm ben.” Saçma! Eğer amaç amacı bulmaksa bu öyle bir amaç olmalı ki amacı keşfettiğinde aynı anda onu gerçekleştirmiş de olmalısın. Hukuktaki neticesi fiile bitişik suç gibi. Hakaret ettiğinde hakaret suçu gerçekleşmiş olur. Yani süreç ve sonuç iç içedir, aynıdır. Düşünmeye değer. Evet amacın, amacı bulmak olması makul geliyor. Yani amaç aynı zamanda hedef olmalı. Bilinmeyenleri ikiye düşürdük. “z” yi sil. Soru biraz basitleşti: x ve y nedir? Yani amaç ve ödül.

Basit mantıkla amaç konusunu düşüneceksin. Elde mesela vicdan var. Bu “amaç nedir” sorusu için bir dayanak olabilir. Olabilir çünkü vicdan, verili bir değer olarak geldi bize. Onu elde etmedik, onunla doğduk. Parçalarımız birleşip makine olunca makinenin doğal bir üretimi, parçalarımızın toplamından fazla olmamızı sağlayan, hissedebildiğimiz iki şeyden biridir vicdan. Diğeri bilinç. (Kendime not: Amaç için bilinç ve vicdan üstüne düşün.)

Geldik ödül konusuna. Diyelim ki amaç hasıl oldu. Ödül ne peki; bir yokluğa geberip gitmek mi… Ödülü kazandığın an ödülü algılayacak bir bilincinin olmaması mı yani. Sıçarım böyle işe diyesi geliyor insanın. Amaç olgusunun doğası gereği o amaca ulaşmak bir değer üretmeli. Yoksa niye o amaca gidesin?

-Sen harika bir koşucusun. Tüm rakiplerinden daha iyisin. Amacın onların geçmek olmalı.

-Tamamdır hocam. Peki geçince ne olacak. Ne kazanacağım?

-Ha anladım. Ödül ne diyorsun yani. Söylüyorum; eğer onları geçer de amaca ulaşırsan seni öldüreceğiz.

Oldu beyim!

Amaca ulaşınca ödül yoksa aslında amaç da yoktur.

Bilinci ölüm sonrasına taşıyor olabilir miyiz peki bu durumda? Yani öldükten sonra huriler, şaraptan ırmaklar falan olabilir mi? Saçma! Bilinci taşımak ayrı şey, bedeni taşımak ayrı şey. Üstelik bu tamamen metafizik bir konu. Temel mantıkla çeliştiği için sistem tutarlılığı da bozuluyor. Burada Kant’ı hatırlamalıyız. Yani metafizik konuşursa, akıl susar. Kısacası bunu geçiniz. Tek başına bilinci taşıyor olabilir miyiz? Bu da temel mantıkla çelişiyor. Parçalarımızın toplamından fazlayız ama bu parçalarımız bir aradayken böyle. Makinenin parçalarını sökünce makine ölür. Beyin hücreleri ölünce bilinç ölür. Yani hayır bilinci de taşıyamayız. Öldükten sonra senin enerjinin bir kısmı bir gün bir başka bilinçli canlının vücuduna girse de o bir başka bilinç olacak. Var oluşu bilinçle algıladığımıza göre ölüm bu durumda mutlak yok oluş gibi görünüyor.

O zaman ödül meselesini çözemiyor muyuz yoksa? Bilinçle algılayamadığımız bir ödül yoksa amaç da manasızlaşıyor.

Peki ya ödül de amaca bitişikse?

Bu güzel bir soru. Çok güzel hem de.

Ya amaç, süreç ve ödül aynı şeyse. Her biri tek bir üçgen prizmanın birer yüzüyse. Amacı bulduğunda aslında zaten yöntem meselesini çözmüş ve gerçekleştirirken de aynı anda ödülünü alıyorsan?

Zayıflamak gibi. Her verdiğin kilo zaten senin hem amacın, hem sürecin ve hem de hediyen değil mi?

Mantıklı. Gayet tutarlı hem de.

Hem ödülü ölüm sonrasında arama çabası niye. Niyesinin sebebi büyük ölçüde dinler tabi. Mutluluğu hep ötelemez mi onlar. Fani dünya anlayışı. Sonsuz (Üstünde düşünün bu kavramın. Sonsuzluk dediğin şey hiçbir şeye değer katmadığı gibi aksine en değerli şeyi bile anlamsızlaştırır.) öteki yaşam… Ödül hep ölümden sonraya. Ya böyle diyerek bu biricik hayatın güzelliklerini bizden çalıyorlarsa diye düşünün.

Evet ödül de bu dünyada. Amaç, süreç ve ödül hepsi bir arada muhtemelen.

Muhtemelen…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s