Bi Şeyler

VOLTA Bir yandan ben orada değilmişim gibi kendi kendine ne yaptım ben deyip duruyor bir yandan da koca odanın içinde üç dört adımlık voltalar atıyordu. İşaretle orta parmakları arasına kıstırdığı sigaraya rağmen sağ elinin parmaklarını sürekli birbirine değdiriyor, cebine soktuğu sol elinin ise orada bile rahat durmayıp sürekli kıpırdandığı kumaşın hareketlerinden belli oluyordu. E ne…

Anlayamadığım…

“Beni yazsana bir gün de” dedi. Şaşırmıştım. “Neyini yazayım senin?” dedim. “Kendini hiç açmıyorsun ki. Sözde bu kadar zamandır arkadaşımsın ama hâlâ seni tanıyorum diyemem.” “İyi ya bunu yaz işte” dedi. Beklentiyle bakıyordu bana. “O zaman pek kısa bir yazı olur. Ahmet hakkında bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir yazarım.”dedim. Ben güldüm…

SONSUZ MAKALE

Marguerita Duras haklı çıktı. 2027 yılında, tam olarak 12.08.2027 günü saat 12.08’de tüm dünyada edebi yazım sona erdi. Kimse yeni bir şey yazamıyordu artık. Bu tüm yazarların anında idrak edip kanıksadıkları evrensel bir kural gibi işledi. Öyle ki hiçbir yazar yazmayı denemiyordu bile artık. Yazarlara neden yazmadıkları sorulduğunda “Bunu gerçekten anlamıyor musun?” der gibi bakıp…

İnceleme: Lüzumsuz Adam / Sait Faik Abasıyanık

Büyük öykücü Sait Faik Abasıyanık’ın Lüzumsuz Adam isimli on dört öyküden oluşan kitabını naçizane inceledim. Öykülere dair izlenimlerimi, konularına dair özeti ve öykülerden bazı alıntıları aktardım. Umarım bu özetler öykülerin tamamını okumak yolunda bir teşvik olur. Metnin öykülerin içeriğine ve hatta çoğunlukla finaline dair de bilgi (spoiler) içerdiğini belirtmeliyim. Alıntı yaptığım kitap: Türkiye İş Bankası…

Zoraki Sohbet

Denizde minik ve anlık dalgalar vardı. Sanki deniz insana şaka yapıyor gibiydi. Bir var bir yok. Bakmak insanı yoruyordu. Şu anda benimle aynı yerde olup aynı manzarayı seyreden kaç kişi buna dikkat ediyor acaba diye düşündüm. Elimdeki şişede bulunan son birkaç yudum bira konuştu “He tabi sen bunu düşünüyorsun ya en akıllı sensin. Tövbe ya…

HUZUR

– Niye yazıyoruz? – Var olmak algılanmaktır da o yüzden. Yazdıklarımızı okuyanlar tarafından algılanıyoruz ve bu sayede var olduğumuzu hissediyoruz. – Hımm yani var olduğumuzu başkalarının algısı üstünden mi duyumsuyoruz? Descartes’i ne yapacağız o halde. Düşününce zaten var olmuyor muyduk? – Başkaları tarafından algılanmak sanırım ek bir doyum yaratıyor. Yani zaten varlığımızın farkındayız ama bununla…

BURJUVA OLMAK ÇOK MU KÖTÜ?

Dünyanın en büyük sorunu ideolojiler belki de. Her biri Dünyayı çok güzel bir yer yapma iddiasında ve her biri bir diğerine düşman olan ideolojiler. Öylesi bir düşmanlık ki; birbirleriyle didişmekten var oluş amaçlarını, yani insanlara hizmet etmek için var olduklarını unutuyorlar. İnsanlarla ilgilendiklerinde de amaçları güzellikte yarışmak için taraftar bulmak değil de kavgaya mahalle kahvehanesinden…

UNDERGROUND SANAT VE EDEBİYAT

Hani böyle kurgusal, distopik değil de hayatın içinde ama aynı zamanda çoğunluğun hayatına dahil olmayan anlatıları konu edinen sanattan bahsediyorum. İnernette kaynak çok. Kökleri ta Marquis De Sade a kadar gittiği söylenen bir sanat türü. Kahramanı olmayan, daha doğrusu kahramanları anti kahraman olan, iyi olmayan ya da olamayan insanların hayatlarını yalın bir dille aktaran sanat….