Ezginin Günlüğü

Acımasız olmak için zorlama kendini. Sana yalan söylüyorlar. En çok inandığın şeyi savunurken bile her zaman dimdik durmak zorunda değilsin. Politikacıların bu yalanlarını boş ver.

İçine eğil, çırılçıplak kalana kadar soy kendini tüm kabuklarından. Küçült kendini. Gençleştir. O çirkin kabukları ayrılmaz bir parçanmış gibi giyinmeden önceki haline dön yavaşça.

16 yaşına dön önce. Henüz bir mesleğin, sıkı sıkıya savunduğun bir partin yok. Senin için hayatta en önemli şeyin aşk olduğu zamanlar. Para o kadar da önemli değildi değil mi? Sevdiğini görmek, onun elini tutmak, yarım yamalak bir öpüşme tüm hazinelerden daha değerli değil miydi?

Bir de arkadaş. Ne düşkündün arkadaşlarına. Ailen seni anlamazdı ama onlar anlardı. Hep seni haklı bulurlardı. Aralarında biri de kankandı.
Bir de ezgileri severdin. Üzüntüne de, neşene de eşlik ederlerdi. Terk edildiğinde de sevildiğinde de hep ruhunu dolduracak bir müzik bulurdun.

Sahi neydi o en sevdiğin arkadaşının adı, ya sevdiğinin adı neydi, hangi ezgiydi seni en çok içine alan?

Neyse isimlerin önemi yok. Senin için önemli olan üç şey sevgili, arkadaş ve ezgiydi. Dünyadaki tüm 16 yaşındaki gençler kadar severdin müziği, sevgilini ve dostlarını ve Dünyadaki tüm 16 yaşındaki gençler kadar anlamsız bulurdun siyaset, para, hırs ve aldatmacayı…

Biraz daha geriye git şimdi. 8 yaşındasın. Gene isimsiz iki kişi var hayatında. Biri anne, öbürü baba. Onlarla mutlu ve huzurlusun. Baban bir Hintli de olsa onu severdin, koyu Katolik bir İtalyan da olsa. Annen Manitu için ateş dansı yapan bir kızılderili de olsa fark etmez, burkalı bir Arap da olsa. Ne de olsa tüm anneler çok güzel kokar ve dünyanın en güçlü erkeğidir baban. Bir de yeni başladığın okulda arkadaşlarınla birlikte söylediğin o neşeli, umutlu şarkılar. Dünyadaki tüm 8 yaşındaki çocuklar gibi severdin anneni, babanı ve güzel ezgileri ve Dünyadaki tüm 8 yaşındaki çocuklar gibi anlamsız bulurdun sınırları ve ülkeleri.

Daha daha geriye git şimdi. Daha doğmadın bile. Annenin karnındasın ama sen onun bile farkında değilsin. Sıcak bir yerdesin ve güvendesin. Tek bildiğin bu. Sadece arada bir yumuşak bir sesin güzel bir ezgi söylediğini duyuyorsun. Bir yandan da içinde bulunduğun yuvanın çeperini okşuyor. Ne güzel bir ezgi o. Sonradan öğreneceksin ki adı ninniymiş o ezginin.

Görüyorsun ya hayatında en geriye gidince bile sana hep yoldaşlık eden şeydir güzel ezgiler. Yazgılarımız ne kadar farklı da olsa ezgiler evrenseldir. Aynı sevgi gibi.

Benim yüreğimi titreten bu türkü senin de yüreğini titretiyorsa başka ortak nokta aramamıza gerek yok.

En güzel ezgileri kim söylemişse, kim yaşatmışsa, kim yaşamışsa var olsun. Ezgilere düşman olan kahrolsun.

Bu yazı da “Türkü tadında yaşamak isterdim” diyen bir büyük ozana, bugün doğum günü olan Ahmet Kaya’ya armağan olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s