SOKAK

Yürürken hafifçe tökezledi. “Allah’ın belası arnavut kaldırımı!” diye söylendi. “Bu taşlar bu kadar geniş aralıkla döşenir mi yahu! İnsan biraz dikkatsiz yürüse bileğini burkması işten bile değil. Benim 44 numara ayağım bile neredeyse iki taşın arasına sığacak. Eskiden hiç böyle değildi bu yol. Belediye artık hiç ilgilenmez oldu bu sokakla.”

Ellerini paltosunun ceplerine sokunca elleri biraz ısındı ama soğuk hala burnunu ve kulaklarını ısırıyordu. “38 yaşına geldim ama hiç bu kadar soğuk bir kış hatırlamıyorum” diye düşündü. “Kuru ayaz. Ne yağmur yağıyor ne kar. Sanki onlar da çekip gittiler de geriye bir tek ayazı bıraktılar bana.”

Evine ulaşmak için yokuş yukarı yürümeye devam etti. Çoğu evin ışıkları kapalıydı. “Eskiden böyle miydi ya. Bu saatlerde uyuyan bir Allah’ın kulunu bulamazdın. Doğru gerçi, komşuluk da kalmadı ki. Eskiden insanlar birbirlerine gider gelirdi. Sokakta yürürken birçok daireden şen kahkahaların yükseldiğini duyardık. Şimdi öyle mi ya. Ölmüş bu sokak.” diye düşündü.

  • Nasılsın Melih?

Sesin sahibi, Melih’in komşusu İsa’ydı. Bu soğukta, ışıkları da yakmadan birinci kattaki evinin balkonunda oturmuş sigara içiyordu.

  • İyiyim İsa. Sen nasılsın?
  • İyiyim. Niye gelmedin bu akşam?
  • Nereye gelmedim?
  • Oğlum iki gün önce çağırdım ya seni. Ahmet Abilerle, Halitler bize gelecek. Sen de gel dedim ya.
  • Unutmuşum ben. Kusura bakma.
  • Keşke gelseydin. Onlar da daha az önce gittiler. Haftaya Ahmet Abilerde toplanacağız. Bari oraya gel.
  • Bakarız. İyi akşamlar.
  • İyi akşamlar.

Melih yürümeye devam ederken arkasından “Gel mutlaka. Herkes özledi seni.” diye seslendi İsa. Melih kafasını yarım çevirdi. Başını “olur” manasında sallayıp yürümeye devam etti.

Haftaya da gitmeyecekti tabi. Onlar İsalar, Ahmet Abiler ve Halitlerdi. O ise Melih’ti. Sadece Melih.

Bir an önce eve girmek istedi. Adımlarını daha da hızlandırdı.

Nihayet eve ulaşmıştı. Binadan içeri girince yüzünü buruşturdu. Of niye pis kokuyordu bu apartman bu kadar. Bu Hüseyin Efendi de iyiden iyiye boşlamıştı işleri. Çöpleri hep geç topluyordu. O toplayana kadar da kapı önündeki çöplerin pis kokusu tüm apartmana siniyordu.

İki kat merdiveni hızla çıkıp dairesine ulaştı. Çoktan hazırladığı anahtarla kapıyı açıp buz gibi eve girdi. Hemen mutfağa yönelip kombiyi açtı önce. Sıcaklığı en üst dereceye ayarladı.

Salona geçti. Paltosunu hiç çıkarmadan televizyonun karşısındaki tek kişilik koltuğa gömüldü. Koltuğun yanındaki sehpada, yarı dolu kül tablasının hemen yanından kumandayı aldı ve televizyonu açtı. Bir kertenkele, yılanlardan kaçmak için bir tepeye çıkmaya çalışıyordu belgeselde. Çıkabilse kurtulacaktı. Zirveye çıkmak için tepenin eteklerinden her hamle yapışında bir dolu yılan çıkıyordu kuytulardan. Ne çok kuytusu olan, kuytuları ne çok yılanlarla dolu olan bir tepeydi. Ulaştı tepeye. Tepede kendi gibi bir kertenkele daha vardı. İkisi orda mutlu olmalıydı.

Ev biraz ısınmaya başlayınca bira almak için mutfağa gitti. Dolapta iki bira kalmıştı. Anlamak için çok bakınmasına gerek yoktu çünkü dolabı sadece bu iş için kullanıyordu.  Okkalı bir küfür savurarak dolabın kapağını sertçe kapattı ve ayakkabılarını giymeye yöneldi. Her akşam eve geldiğinde uyumasını sağlamak için yüksek alkollü üç bira içerdi. Ona üç bira lazımdı. İki değil. Bu akşam için yeterli birası olduğunu sanıyordu. Yoksa dün akşam çok mu kaçırmıştı. Düşündü ama hatırlayamadı.

Küfürler savurarak evden çıktı. Pis koku, merdiven, bina kapısı ve sokak. Normalde birasını süpermarketten koliyle alırdı. Ama şimdi bunu yapamayacaktı. Saat 10’u geçmişti. Binadan çıkıp istemeye istemeye az ilerideki bakkala gitti. Ekrem abi saat geçmiş olsa da ona bira verirdi nasıl olsa. 20 yıllık mahalle bakkalları ve aynı zamanda alt kat komşusuydu.

“İyi akşamlar Ekrem Abi.” Ekrem tezgâhın öte tarafından sesin geldiği yöne doğru bakmak için gayri ihtiyari kaldırdı kafasını, sonra gözlerine inanamamış gibi kafasını biraz daha kaldırdı. Yüzünde aniden beliren koca bir gülümsemeyle “Melih! Sen misin yahu. Hoş geldin!” dedi. Kısa bir süre sadece bakıştılar. Gözlerini kaçıran Melih oldu.

“Bira alacaktım abi.”

“Bira mı? Vereyim tabi kardeşime.”

“Saat geçti ama kusura bakma.”

“Yahu boş ver saati. Aynısından mı?”

“Ekstra olandan.”

“Ekstra mı, kaç tane?”

“Tek”

Ekrem yatay dolabın alt kısmına eğilip kolunu arkalara doğru uzattı. Bira şişesini diğer biralara tıngır tıngır çarpa çarpa çıkardı dolaptan. Birayı yavaş yavaş siyah bir poşete koyarken bir yandan da Melih’e bakıyordu. Hareketleri iyice yavaşladı. Ciddi bir ifade oturdu yüzüne. Alnını kırıştırdı.

“Melih”

Melih başına geleceği biliyormuş gibi yılgın bir ses tonuyla cevap verdi.

“Efendim abi?”

“Sen iyi değilsin.”

Melih gözlerini devirdi.

“E değilim tabii.”

“Sen buradan taşınmalısın. Bunu sana daha önce de söyledim.”

“Henüz değil abi. Hazır değilim henüz.”

“Hazır değilim diyorsun ama sen burada yaşadığın sürece hiçbir zaman iyi olamayacaksın be oğlum. Burayı da ne çok seviyormuşsun. Annen baban öldü gene ayrılmadın. Şimdi bile ayrılmıyorsun.”

Melih gözünü raflara dikmiş, hiçbir şey söylemeden konuşmanın bitmesini bekliyordu.

“Aynı şeyi yengen öldüğünde ben de yaşadım. Bunu sana daha önce de söylemiştim.”

“Evet abi hatırlıyorum.”

“E o zaman? Her gün onun anılarıyla dolu bir sokakta yürürsen, onun eşyalarıyla dolu bir evde yaşarsan onu nasıl unutacaksın? Ben eğer 20 yıl önce buraya taşınmasam çoktan ya kafayı yemiştim ya da geberip gitmiştim.”

“Abi ben bu konuyu şu anda düşünmek istemiyorum. Henüz erken”

“Ne erkeni Melih! Zeynep öleli 1 yıldan fazla oldu. İlk bir iki ay tamam da sen hala her gün ruh gibi geziyorsun. Dükkâna gelmiyorsun diye senden haberim yok mu sanıyorsun?”

Melih bu konuşmayı daha fazla uzatmak istemiyordu. Elini cebine attı. “Bira ne kadar abi?” Ses tonu biraz sert çıkmıştı.

“7 lira”

Melih hemen parayı tezgâha bıraktı.

Ekrem ses tonunu iyice yumuşatarak “Seni sevdiğimden bunları söylüyorum biliyorsun değil mi? Sen benim elimde büyüdün nerdeyse” dedi.

“Biliyorum abi biliyorum.” Melih poşeti sapından değil şişeden kavrayınca biranın soğukluğunu hemen hissetti.

“Kader işte oğlum. Barış için gitti güzel kalpli güzel yüzlü Zeynep ama kahpelerin bombasına denk geldi. Gidiyor musun hiç oraya?”

Melih dalmıştı. “Nereye?”

“Garın oraya işte.”

“Bazen gidiyorum. İyi akşamlar abi.”

“İyi akşamlar Melih’im”

“Biliyor musun Ekrem abi.” dedi tam dükkandan çıkarken. “Galiba bu sokağı artık pek sevmiyorum.”

Ekrem, Melih’e bakıp gülümsedi.

 

3_atrm001

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s